| HACILAR SEVDASI-1 | ||||
|
|
Yıllar sonra buluşup hasret gideren iki köylü (Ahmet ÇINAR ve Hüseyin ANLAR) Üç yıldır karınca kaderince yapmaya çalıştığımız,Hacılar Buluşma ve Kaynaşma Günü ile fikir ve düşüncelerimi siz değerli hemşerilerimizle paylaşmak istedim. 1997 yılı Kasım ayında Rize’de göreve başladım. Daha bıyıkları yeni terlemiş toy bir delikanlıydım.Kaçkarların soğuk karlı zirvelerinde görev aşkıyla yanıp tutuşurken ,memleket sevdası da yavaş yavaş yüreğimde tütmeye başlamıştı.Öğrencilerime en çok “ Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar “şarkısını öğretip söyletiyordum.Baharla birlikte açan,kestane ve ıhlamur çiçeklerinin kokusuyla sarhoş olduğum günlerimde ,esen rüzgara karşı ise; “Esme rüzgar esme, Sana esme deyişimin sebebi, Gözlerimi yaşarttığın,yada saçlarımı dağıttığın için değil, Sana esme deyişimin sebebi,memleketimden esip,köyümün kokusunu getirip,yüreğimde hasretlik acısı tattırdığın içindir.” Dörtlüğünü içimden mırıldanıyordum.. Akşam sohbetlerinde köylü halktan yayla şenliklerini dinledikçe,memleket sevdası bir kez daha yüreğimde depreşiyordu.Yurdun çeşitli yerlerinden üst kademelerde görev yapan Karadenizlinin yayla şenlikleri başladığı günde, işini gücünü bırakarak, memleketine koşması , kravatını ve cübbesini görev yerinde bırakıp,ayağına kıl çorabını ve lastik yemenisini giymesi, duygulandırıyordu beni. Kendi kendime bizim Karadenizliden ne eksiğimiz var diye söyleniyordum.Buraya İstanbullardan gelindiğine göre,bizim köye de Kırıkhan’dan Adana’dan ,Mersin’den … niye gelinmesin diyordum. Yeter ki meşaleyi bir kez yakabilelim. Nihayet 2000 yılında memleketime gelince tam yedi yıl bekledim.Bir gün Adana’dan bir büyüğüm telefonla aradı.Bu konuları görüştük kendileriyle,Hemen neden olmasın dedik ,Yüreğimizdeki küllenmiş kor,bir telefonla yeniden alevlenmişti. Bir haftalık kısa bir zaman içerisinde hazırlığımızı yapıp ,ulaşabildiklerime ulaşmaya çalışarak ilk köy günümüzü gerçekleştirmiştik.Sade bir toplantı olmuştu.Sonuç olarak, gönül köprüsünün bir ayağını dikmiştik. İkincisini yapacağımız tarih ,zamanlama bakımından,dikkat isteyen bir tarihti.Hemen yerel seçimlerin ardı sıra geliyordu. Siyasetin Günümüze sirayet etmemesi gerekiyordu. Ama seçimlerin tansiyonu hala düşmemişti. Sirayet etmesi dekaçınılmazdı. Fiziki görünüm bakımından ister istemez öyle de oldu. Arkadaşlarla durumu oturup konuştuk.Hedefimiz belliydi.Amaç menzile ulaşmaktı.Hiçbir siyasi örgütü ne önümüze ne de arkamıza alacağız. Hacılar ve Ardıçlı halkının haricindekilere davetiye vermeye çalıştık.Bazıları niçin buralara davetiye vermediğimizi sorgulayınca , Ardıçlı ve Hacılar’ ın ev sahibi olduğunu belirttik.Zaten de öyle olmalıydı. İkincisi ,birincisine göre daha kapsamlı geçmişti.Nihayet gönül köprüsünün ikinci ayağı da dikilmiş ve köprü inşa edilmişti. Artık “Hacılar Sevdası”nın önünde engel kalmamış, vuslata doğru yol alınmıştı.Değerli Gönül Dostları, Bizler bu etkinliklerin yapım aşamasında ve sonrasında bir çok engellerle karşılaştık ama bildiğimiz doğru yoldan asla şaşmadık. Amacımız doğrultusunda yolumuza devam ettik. Boş beleş eleştirilere gülüp geçtik.Kısır çekişmelerden hep uzak durduk. Lakin ,yapıcı eleştirileri de kendimize kılavuz kıldık. Gerçi bu engeller , bizlere direnç ve azim kazandırdı.Yarısı dolu olan bir bardağın boş tarafını değil de,dolu tarafını değerlendirdik. Bu yıl üçüncüsünü gerçekleştirdiğimiz, Hacılar Günü ise, bu işin patentini kazandığımız gün oldu. Hacılarlılar’ ın resmi milat yılı oldu. Ülkemizin her köşesinden ve her kademedeki gönül dostlarının ,hiçbir çıkar ve menfaat gözetmeksizin,sırf bu günün mana ve ehemmiyetine binaen köyümüze gelmeleri duygulandırdı bizi.Yıllardır köyünden uzak yaşayan,ancak gönüllerinde yaşatmaya çalıştıkları Hacılar Sevdası’nı ,bu yıl canlı olarak yaşatmanın gurur ve sevincini yaşattık.Köylülerimizin kalplerindeki sevgi ışığını yüzlerinde görmenin sevincini yaşadık. Birbirlerimizi severek buluştuğumuz bu günde ,Allah’ın rızasını kazanmaya çalıştık. Kısacası sılay-ı rahim yaptık.Çünkü tek amaç uğruna toplanmıştık.Amacımız,buluşup kaynaşmak,birlik ve beraberliğimizi perçinlemekti.Bundan daha güzel ne olabilirdi ki, Bu yıl davetiyelerimizi birkaç gönül dostuyla beraber dağıttım.Yol yorgunluğumu köylümün dükkanına varınca unuttum.Köylülerimizin yüzlerindeki muhabbet insanı ferahlatıyordu.Bir kaçının duygulu konuşmaları ve memleket özlemi gözlerimi yaşartmıştı.Öyle anlarım oldu ki duygularımı dışa vurmamak için kendimi zor tutmuştum. Arada bir konuşurken yutkunmak zorunda kalmıştım. Maalesef yıllardır gurbetteki köylülerimizi, ön yargılı bir şekilde kategoriye ayrıştırılmalarını köyde yaşayan birileri tarafından hep dinleyerek büyümüştük.Ama bu iki gün boyunca bir çok köylümüzle oturup sohbet etme imkanı bulmuştum.Hiç birinde köyüne düşman ,köylüsüne dargın kimseye rastlamadım.Yalnızca bir araya gelip , örgütlenemediklerini sezinledim. Köye yardım toplama zamanlarında ve hasta hallerimizde aklımıza düşürdüğümüz bu köylülerimizi, maalesef tek boyutlu gözlüklerimizde baktık ve baka geldik. İhtiyacımız olmadığı zamanlarımızda ve sağlıklı hallerimizde , bizim özümüz olan köylülerimizle maalesef ünsiyet kuramadık. Hep birilerinin kulaktan dolma ithamlarıyla birbirimizi yargıladık ve birbirimizden uzak kaldık. Hassa’nın en geniş nüfusuna sahip olmasına rağmen ,potansiyelimizi olumlu yönde kullanamadık.Ne hazin ki, köylülerimizin bir çoğu, artık cenazelerini , köyümüze getirmediği gibi,nüfusunu dahi köyünden almak zorunda kalmıştı.Durumun böyle gitmesi durumunda, bir çoğumuzun maalesef köyümüzde harabelerinden başka bir anısı kalmayacaktı. Bu durum basit gibi görülse dahi,aslında bizim için vahim sonuçlar doğurabilirdi. İşte bu nedenle böyle bir günün tertip edilmesi gerekliydi. Bu günleri basit bir, iki oyundan,davul zurnadan,iki kaşık etli aştan,iki doğram sarmadan müteşekkil görmemek gerekiyordu. Kurmuş olduğumuz bu gönül köprüsüne, bir kürek harç, bir çakıl taşı katabilmiş ve katmaya gayret gösterebilmişsek ne mutlu bize… “GÖNLÜNÜZ HOŞ, HUZURUNUZ DAİM OLSUN”. Meleğin Oğlu , Mustafa GÜL 31/05/2010 |


















